
“GÖRÜNENİN ÖTESİNDE: SANAT, BİLİM VE ESTETİK BİR ARAYIŞ”
“Sanatın Işığında, Doğanın İzinde…”
Sanat benim için her zaman bir ifade biçiminden fazlası; bir varoluş yöntemi, evreni anlamlandırma çabası oldu. Her anı, her sesi, her görüntüyü anlamlandırıp başkalarına aktarabilmek, hayatımdaki en büyük değerlerden biri. Ancak bugün, bu yolculuk tuvalin ve kamera vizörünün ötesine taştı. Ben artık sadece insanın duygularını değil, doğanın içsel kodlarını da keşfetmeye adanmış; estetiği biyolojiyle, görseli sürdürülebilirlikle harmanlayan bir sanatçıyım.
Sanatla ilk tanışmam erken çocukluk yıllarımda başladı. Gözlemleme, detaylarda gizli olanı ve görünenin ötesinde olanı fark etme arzusuyla büyüdüm. Bu tutku beni sanatın özüne çekti. Sinema ve Televizyon alanındaki lisans eğitimim beni fotoğrafçılık, video prodüksiyonu, ses ve müzik tasarımı gibi farklı sanat dallarına yönlendirdi. Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde katıldığım yüksek lisans programı ve atölyeler, sektör deneyimiyle birleşince, hikâye anlatma arayışımla yönlendirilen yaratıcı sürecin her aşamasında bana benzersiz bir ifade dili kazandırdı. Devlet Tiyatroları’nda çalıştığım projeler de tiyatro yolculuğumu zenginleştirerek dramatik sanatları kimliğime kattı. 2015 yılından bu yana Devlet Tiyatroları çatısı altında, hem repertuardaki oyunlarda hem de uluslararası festivallerde Sorumlu Yönetmen olarak görsel, işitsel ve yazılı materyallerin üretim sürecinde yer almak, kamusal çalışma prensipleriyle kariyerimde ve bakış açımda fark yarattı.
Kariyerim boyunca sanatsal pratiğimin temeli, görsel ve işitsel sanatları bir araya getirerek, özneler arası ilişkileri güçlendirerek insanlara daha derin bir deneyim sunmayı amaçlamak oldu. Ancak sanatsal arayışım hiçbir zaman sadece stüdyo duvarlarıyla sınırlı kalmadı. 2012-2015 yılları arasında Greenpeace bünyesinde aktif olarak çalışarak; sadece bir gözlemci değil, gezegenin bir savunucusu olarak sahaya indim. Proje yazdığım ve aktif saha çalışmalarında bulunduğum bu yıllar, bana çok temel bir gerçeği öğretti: Doğanın kendi dramatik yapısı var; kırılgan ama bir o kadar da güçlü. Bu dönem, bugünkü “sürdürülebilir sanat” vizyonumun tohumlarını attı ve anlatılması gereken en acil hikâyenin, ekosistemimizin hikâyesi olduğunu gösterdi.
Evrim: Biyo-Tasarım ve Sürdürülebilir Sanat
Bugün Aytan Art, bu iki dünyanın sentezidir: Greenpeace sahalarından taşıdığım aktivist ruh ve sahnede bilediğim estetik ustalık. Gerçek “katarsis”in (arınma) sadece duygusal boşalımla değil, biyolojik köklerimizle ve parçası olduğumuz ekosistemle yeniden bağ kurmakla mümkün olduğunu fark ettim. Görsel işlerimde, artık yenilenebilir enerjinin ışığını ve yaşayan dünyanın dokularını arıyorum. Ses tasarımında, doğanın frekanslarına kulak veriyorum. Tasarımda, atığı sanata dönüştüren (ileri dönüşüm) ve genetik verileri estetik bir dille yorumlayan ekolojik bir yaklaşım benimsiyorum.
Vizyonum: Karanlıktan Aydınlığa…
Benim için “Karanlıktan Aydınlığa”, artık sadece bir aydınlanma metaforu değil; daha yeşil bir gelecek için somut bir çağrıdır. Dünyayı tüketmekten, onu yaşatmaya geçişin simgesidir.
Amacım; bu platformu sadece eserlerimi sergilediğim bir yer değil, gezegeni onurlandıran bir yaratım sürecine dönüştürmek. İster bir fotoğraf karesi, ister bir biyo-tasarım projesi, isterse sürdürülebilir yaşam atölyesi olsun; dokunduğum her izleyicinin ruhunda ve dünyada “yeşil” bir iz bırakmak istiyorum.
Sizi, doğadan ayrı değil, onun muhteşem döngüsünün hayati bir parçası olarak kendi varoluş nedeninizi keşfetmeye davet ediyorum.
Gelin, yaşamın sanatını birlikte keşfedelim.
AYTAN
Kurucu & Eko-Fütürist Disiplinlerarası Sanat Yönetmeni
